Çocuğumuza egoist olmadan lider olmayı nasıl öğretiriz?

Çocuğumuzun özgüvenli olmasını isteriz. Fikrini söyleyebilsin, gerektiğinde inisiyatif alabilsin, bir grubun önünde konuşmaktan çekinmesin, arkadaşlarını peşinden sürükleyebilsin… Hatta çoğu zaman bütün bunları gördüğümüzde gururla “lider ruhlu bir çocuk” olduğunu düşünürüz.

Peki, gerçekten liderlik bu mu?

Çünkü bir çocuğun öne çıkabilmesi ile iyi bir lider olabilmesi aynı şey değil. Hatta çocuklarımıza liderliği öğretirken dikkat etmemiz gereken önemli bir sınır var: Kendine güvenmek ile kendini başkalarından üstün görmek arasındaki sınır.

Belki de bu nedenle çocuklarımıza lider olmayı öğretirken “Nasıl öne çıkarsın?” sorusunun cevabından önce şu sorunun cevabını öğretmeliyiz:

“Öne çıktığında diğer insanlara nasıl davranacaksın?”

Her öne çıkan çocuk iyi bir lider değildir

Bu konuda yapılan oldukça ilginç bir araştırma var. Brummelman, Nevicka ve O’Brien, 7-14 yaş arasındaki 332 çocuk üzerinde narsisizm ile liderlik arasındaki ilişkiyi araştırıyor. Çocukların sınıf içerisindeki liderlik durumları akran değerlendirmeleriyle belirleniyor, ardından çocuklar küçük gruplara ayrılıyor ve içlerinden biri rastgele lider olarak görevlendiriliyor.

Sonuç oldukça düşündürücü.

Narsisistik özellikleri daha yüksek olan çocuklar, arkadaşları tarafından daha fazla “lider” olarak görülüyor. Ancak gerçekten liderlik görevi verildiğinde bu çocukların diğer çocuklardan daha başarılı liderlik yaptığına ilişkin anlamlı bir fark bulunmuyor. Üstelik narsisistik özellikleri yüksek çocuklar kendi liderlik performanslarını gerçekte olduğundan daha olumlu değerlendirme eğilimi gösteriyor (Brummelman, Nevicka & O’Brien, 2021).

Yetişkinlerle yapılan araştırmalarda da benzer bir ayrım karşımıza çıkıyor. Liderlik ve narsisizm üzerine yapılan kapsamlı bir çalışma, narsisizmin bir kişinin lider olarak ortaya çıkma ihtimaliyle ilişkili olduğunu; fakat liderlik etkililiğiyle aynı doğrusal ilişkinin bulunmadığını gösteriyor (Grijalva ve ark., 2015).

Yani bazen yüksek sesle konuşmayı liderlik, iddialı olmayı yeterlilik, insanları yönlendirmeyi de liderlik becerisi sanabiliyoruz.

Oysa lider gibi görünmek ile iyi bir lider olmak aynı şey değil.

Liderlik, herkesi yönetmek değildir

Çocuklara liderliği öğretirken yaptığımız en önemli hatalardan biri, liderliği “yönetmek” üzerinden anlatmaktır.

“Grubun lideri ol.”, “Arkadaşlarını sen yönlendir.”, “Öne çık.”, “Kimse seni ezmesin.”

Bu ifadelerin her biri tek başına masum görünebilir. Fakat sürekli bu mesajlarla büyüyen bir çocuk zamanla liderliği diğerlerinin üzerinde konumlanmak olarak algılayabilir.

Oysa sağlıklı liderliğin merkezinde yalnızca güç değil, sorumluluk vardır.

Bir grup çalışmasında lider olan çocuk her kararı kendisi veren çocuk değildir. Arkadaşlarının fikirlerini dinleyen, görevleri adil biçimde paylaşan, sessiz kalan arkadaşını da sürece dahil eden ve bir sorun çıktığında suçu başkasına atmak yerine çözüm arayan çocuk liderlik yapmaktadır.

Bu nedenle çocuklarımızın zihnindeki liderlik tanımını değiştirmemiz gerekiyor:

Lider, grubun en önemli kişisi değil; grubun daha iyi çalışmasına katkı sağlayan kişidir.

Çocuklarımıza kendine güvenmeyi öğretelim, üstün olduğuna inanmayı değil.

Burada özgüven ile narsisizm arasındaki ayrım özellikle önemli.

Çocuğun “Ben değerliyim” diye düşünmesiyle “Ben diğerlerinden daha değerliyim” diye düşünmesi aynı şey değildir.

Brummelman ve arkadaşlarının 565 çocuk ve ebeveynleriyle gerçekleştirdiği boylamsal araştırma bu açıdan dikkat çekicidir. Araştırmada ebeveynlerin çocuklarını aşırı değerli görmelerinin ve onları diğer çocuklardan daha özel ya da üstün olarak değerlendirmelerinin, zaman içerisinde çocuklardaki narsisistik özelliklerin gelişimini öngördüğü bulunmuştur. Buna karşılık ebeveyn sıcaklığının çocukların özsaygısının gelişimiyle ilişkili olduğu görülmüştür (Brummelman et al., 2015).

Bu ayrım ebeveynlik açısından çok önemli.

Çocuğumuza “Sen herkesten daha iyisin” dememize gerek yok.

“Sen değerlisin.” dememiz yeterli.

Çünkü sağlıklı özgüven çocuğun kendisini değerli hissetmesine dayanırken, üstünlük duygusu değerli hissedebilmek için başkalarından yukarıda olma ihtiyacı yaratabilir.

İyi bir lider önce dinlemeyi öğrenir

Çocukların liderlik becerilerini geliştirmek istiyorsak onlara sadece iyi konuşmayı değil, iyi dinlemeyi de öğretmeliyiz.

Bir konuda karar verirken çocuğa:

“Sen ne düşünüyorsun?” diye sormak kadar,

“Sence arkadaşın neden böyle düşünüyor?” diye sormak da önemlidir.

Çünkü bu ikinci soru çocuğun perspektif alma becerisini geliştirir.

Perspektif alma, kişinin bir durumun yalnızca kendi açısından nasıl göründüğünü değil, başka bir insan açısından nasıl görünebileceğini de düşünmesidir.

Liderlik açısından bunun anlamı çok basit:

İyi lider yalnızca “Ben ne istiyorum?” diye düşünmez. “Diğerleri ne düşünüyor?” sorusunu da sorar.

Başkasının başarısını kutlamayı öğretelim.

Liderlik eğitiminin belki de en az konuştuğumuz taraflarından biri budur.

Çocuğumuz lider olduğunda onu kutluyoruz. Yarışmayı kazandığında alkışlıyoruz. Takım kaptanı olduğunda gurur duyuyoruz.

Peki arkadaşının kaptan seçildiği gün ne yapması gerektiğini öğretiyor muyuz?

Gerçek liderlik yalnızca kazanmayı kaldırabilmek değildir; başkasının kazanmasını da kaldırabilmektir.

Çocuğumuz arkadaşının başarısını kendi başarısızlığı gibi görüyorsa sürekli rekabet etmek zorunda hisseder. Oysa başka insanların güçlü yönlerini fark edebilen bir çocuk, ileride güçlü insanları yanında tutabilen bir yetişkine dönüşebilir.

Bu nedenle bazen çocuğumuza:

“Bugün senin takımında en iyi kim oynadı?”

“Arkadaşlarından hangisinin fikrini beğendin?”

gibi sorular sormak, “Sen kazandın mı?” sorusundan daha öğretici olabilir.

Liderliği küçük sorumluluklarla öğretelim

Liderlik çocuklara anlatılarak değil, büyük ölçüde deneyimletilerek öğrenilir.

Evde bir planlamanın sorumluluğunu vermek, okulda grup çalışmasına katılmasını sağlamak, takım sporları, öğrenci kulüpleri, sosyal sorumluluk projeleri ve ortak üretim gerektiren çalışmalar çocuklara önemli fırsatlar sunar.

Burada önemli olan çocuğun her seferinde lider olması değildir.

Bazen lider, bazen ekip üyesi olması çok daha değerlidir.

Çünkü liderlik yapmayı öğrenmeden önce bir grubun parçası olmayı öğrenmek gerekir.

Çocuklara sürekli “liderlik pozisyonu” vermek yerine dönüşümlü roller sunmak daha anlamlıdır. Bir projede yönetir, diğerinde arkadaşının liderliğinde çalışır. Birinde fikri kabul edilir, diğerinde grubun başka bir fikrini destekler.

Çünkü hayat da zaten böyledir.

Hata yaptığında sorumluluk almasını sağlayalım.

İyi liderliğin önemli göstergelerinden biri de hesap verebilirliktir.

Çocuğumuz bir grubun sorumluluğunu aldığında ve işler yolunda gitmediğinde hemen onun adına mazeret üretmek yerine düşünmesini sağlamalıyız.

“Burada senin sorumluluğun neydi?”

“Bir daha olsa neyi farklı yapardın?”

“Bu sorunu düzeltmek için şimdi ne yapabilirsin?”

Bu sorular çocuğa liderliğin yalnızca karar verme yetkisi değil, kararlarının sonuçlarını üstlenme sorumluluğu da taşıdığını öğretir.

Çocuk lider olduğunda bütün başarıyı kendisine, başarısızlığı ise arkadaşlarına yüklemeye başlıyorsa liderlik değil, ego gelişiyor olabilir.

Sağlıklı lider bunun tersini öğrenir:

Başarıyı paylaşır, sorumluluktan kaçmaz.

Evde gördüğü liderlik, anlattığımız liderlikten daha güçlüdür

Belki de en önemli nokta burada.

Çocuklara mütevazı liderliği anlatıp evde sürekli haklı olmaya çalışan yetişkinler olamayız.

Bir hata yaptığımızda “Haklısın, burada ben yanlış yaptım.” diyebiliyor muyuz?

Çocuğumuz bizden daha iyi bir fikir ortaya koyduğunda “Bu gerçekten benim düşündüğümden daha iyiymiş.” diyebiliyor muyuz?

Aile içinde karar verirken diğerlerini dinliyor muyuz?

Bir başarı elde ettiğimizde yalnızca kendimizden mi söz ediyoruz, yoksa bize katkı sağlayan insanlardan da bahsediyor muyuz?

Çocuk liderliği yalnızca bizim ona söylediklerimizden öğrenmez. Gücü nasıl kullandığımızı izleyerek öğrenir.

Dr. Burcu Ağca Karakaya

Posted in Haberler